|
TAŞKÖPRÜ'DE YAŞADIKLARIMDAN BAZI KESİTLER / ANI
MUSTAFA POLAT (*)
______________________________________________
Ali Şahin öğretmenin ısrarı üzerine bazı şeyleri yazmaya karar verdim.
Aslına bakarsanız Taşköprü ile ilgili hatıraları yazmaya kalsam (**) bir kitabı aşar.
1976 yılının kasım ayında elde valiz Kastamonu yoluna düştük.
Karakoçan'dan hareketle, Elazığ, Ankara, Kastamonu'dan sonra Taşköprü'ye vardık. O bölgeye ilk defa gidiyordum.
Daha evvel hiç gitmemiştim. Karakoçan'dan ayrılmak istemiyordum. Onun için de kendimi sürgün edilmiş memur hissediyordum. Aslında sürgün edilmem günün iktidarlarıyla sürtüşmemden değil. Nitekim tayinimi durdurmak için o dönemin iktidar ortağı üç ilçe başkanı Karakoçan'dan Ankara'ya geldiler. Tayinimi durduramadılar.
O dönemin Elazığ Valisi Başkanlığında yapılan ve Elazığ Tarım Sorunlarını tartışan toplantıda hiç kimsenin teklif etmediği önerilerde bulunduğum için Vali Beyin hoşuna gitmemiş. Bölgeden uzaklaşmam için rapor yazmış. Sormadan konuşmanın suç olduğunu bana kanıtlamak istiyorlardı.
Benim için hiç fark etmez. Vatanın her bölgesi benim için aynıdır. Her yerde çalışırım, hizmet üretirim. Bürokratlar ve bazı çıkar çevreleri rahatsız olmuş hiç umurumda değil.
Taşköprü'de göreve başladıktan sonra ilk hafta içinde Germeç pazarına gittim.
Büyükçe bir kahveye girdim. Boş bulduğum bir masanın üzerine çıkarak yüksek sesle konuşup kendimi tanıttım:
"İlçenize sürgün geldim. Memuru sürgün edenlerin iki gayesi vardır: Biri açık gaye; hoşlanmadığı memuru rahatsız etmek. Gizli gaye ise sürgün gönderilen yerin halkını cezalandırmak. Gönül gözüm açıktır. Bıyık altından güldüğünüzü hissediyorum. Biz Germeçliyiz bizi nasıl cezalandırabilirsin Bürokrasiyi bilmiyorsunuz. Bugün git yarın gel veya en ufak bir evrak ya da eksik bilgi için işi yokuşa sürüp işi olumsuz yapmak çok kolaydır. Ben öyle yapmayacağım. Kapım herkese açık. Araya başkalarını sokmayın, doğrudan gelin. Olacak işiniz mutlaka yapılacaktır. Bazı işlerde evrak veya bilgi noksanlığı olur. O eksiklikleri ben size öğretirim eksiklerinizi tamamlayıp getirirsiniz. Bazı işler de vardır ki, kanunlara aykırıdır. O zaman da siz benden kanunlara aykırı iş yapmamı istemeyin." dedim.
(...)
GÖKIRMAK BULANIK AKIYOR
Çiftçiler anlatıyor. Eskiden Gökırmak berrak akardı. Suyunu içerdik. Balık tutardık. Şimdi balık yok..
Sıkça şikâyet geliyor. Gökırmak kıyısındaki sebzelerde bir hastalık çıkıyor. Hemen kurutuyor fideleri ve sebzeleri. Ben de çok uğraştım, çaresini bulamadım. Sebebini aramaya başladım. Bir Pazar sabahı çok erken bir saatte, yani hava azıcık aydınlanır aydınlanmaz akşamdan hazırladığım çıkını omuzlayıp yola çıktım.
Çıkında su, ekmek, domates ve hıyar var. Gökırmak kıyısından Kastamonu'ya doğru yola çıktım. Bazen engellerden tarlaya çıkıyor, hızla, koşan adımlarla yürüyorum.
Gökırmak'ı kirleten kaynağı bulmak istiyorum. Köylülere soruyorum: şu dağdan geliyor. Temizdir.
Demek ki çiftçilerin bilmediği bir kaynak suyu kirletiyor. Bir taraftan bunları düşünürken öbür taraftan hızla yürümeye devam ediyorum.
Bazen ırmak kıyısında yürümek imkansızlaşıyor, yola çıkıyorum, gelen vasıta ile Kastamonu'ya gelen vasıta ile Kastamonu'ya doğru hareket halindeyim.
Sayısını unuttum. Çokça yöntemi uyguluyorum. Dolmuşla bir süre git. İn.. Gözetliyorum.
Akşama doğru hava kararmak üzereyken Kastamonu alt taraflarında büyükçe bir tesis gördüm.
Bunun sunta fabrikası olduğunu öğrenmem zor olmadı. Yola çıkıp Taşköprü'ye döndüm. Araştırmaya başladım. Çevre kirliliği için çok şey öğrendim.
Ben öğrendim. Amma bu sunta fabrikası ve benzeri tesislerin Gökırmak'ı kirlettiğini kimseye anlatamadım..
(...)
KASTAMONU'DA PARFÜM SANAYİ
Kastamonu'yu boydan boya bölen dere kışsın çok haşin akardı. Yazın da kurur. Yukarıdaki baraj yapılmadan önce kışın daha çok su, hatta yazın da su çok akarmış. Öyle anlattılar.
Ol sebepten insanlar fosseptik çukurundan vazgeçip kanalizasyon boruları döşenmeye başlayınca en doğal olarak fosseptik kanallarını şehrin ortasında akan suya akıtmada bir sakınca görmemişler. Eski kuraldır. Alınan gıdalardan sentetik kimyasallar yoksa vücuttan atılan gübre ve sidik de kimyasal içermez. Günümüzde pek meşhur olan tabirle doğa dostu. Çabucak doğaya karışıp gider. Günümüzdeki kimyasallar ise öyle hemencecik yok olmazlar. Yıllarca doğada kalıp toprağı, suyu ve havayı kirletmeye devam ederler.
Çok da koku yapar.Baraj yapılınca deredeki su akıntısının yok olacağını, deredeki kimyasalların çok pis kokacağını ve Kastamonuluları rahatsız edeceğini, zarar vereceğini hesaplayamamış o günün mühendisleri ve idarecileri..
Deredeki kokuları azami olduğu düzeyde olduğu zamanda Kastamonu'ya geldim. Çok rahatsız oldum. Bütün Kastamonulular katlandığına göre ben de katlanmaktan başka ne yapabilirdim.
Ankara'ya gitmiştim. Dönüşte otobüsteki sıra arkadaşım şişmanca, bakımlı kelli felli biri idi. Yolculuğun hemen ilk dakikalarında konuşmaya başladı. Beni sorguladı. Ben yabancı olduğumu Kastamonu'ya yeni geldiğimi söyledim. Bereket tam hüviyetimi açıklamadım.
Huyumdur ilk sorgulamada çok kapalı geçerim. Zaten koltuk arkadaşım da daha fazla bilgiye ihtiyaç duymuyordu. Başladı konuşmaya. Kastamonu'nun üstünlüğünü tepeden bakarak anlatıyordu. Emredici cümleler peş peşe gelmeye başladı. Bir ara susar gibi oldu. Ben hemen devreye girdim:
- Kastamonu'da sanayin olmadığını sanıyordum. Hâlbuki parfüm sanayi çok gelişmiş. Yalnız yapılabilirlik (fizibilite) rapor iyi hazırlanmamış, kapasite çok yüksek tutulmuş. Üretim fazlası borularla Kastamonunun tam ortasından geçen dereye akıtılmış. Kastamonu baştanbaşa koku içinde, dedim.
Ben bunu der demez adam hışımla yüzünü cama çevirdi. Kastamonu'ya kadar hiç konuşmadı. Kısa bir süre sonra derenin iki taraflı da kazılar başladı ve kocaman beton büzler döşenmeye başladı.
Kastamonu merkeze gelmiştim. Belediye hoparlöründe çevre sorunlarının tartışılacağı bir toplantıdan bahsedildi.
Ben de toplantıya dinleyici olarak gittim. O zamanın Belediye Başkanı uzun konuşmasının sonunda dere ıslah çalışmalarının hızla devam ettiğini görüyorsunuz.
Yıllardır teklifler yapmamıza rağmen sesimizi duyuramıyorduk.
Bir gün büyüklerimizden biri otobüsle Kastamonu'ya gelirken yanında oturan ismi meçhul biri parfüm sanayinden, üretim fazlalığından ve derenin kokularından bahsetmiş.
Büyüğümüz çok kızmış. Hemen bana geldi:
- İnşaatı hemen başlat. En kısa zamanda İller Bankası'ndan kredi gelecektir, talimatını verdi. Gıyabında meçhul kişiye teşekkür ediyorum. Dedi.
Ben hiç sesimi çıkarmadan sessizce salonu terk ettim.
(...)
BALKONDA KENDİR ÜRETİM!..
Taşköprü'de kendir üretimi önemli bir yer tutuyordu. O dönemde piyasaya urgan için satılanın dışında en büyük alıcı Seka Fabrikası'ydı. Kendiri saplı almıyordu fabrika. Kendir olgunlaştıktan sonra kökleri ile beraber çıkarılır. Demet demet toplanır. Kurutulur. Sonbaharda kendir havuzlarına atılır. Bir kaç gün bekler. İyice yumuşardı. Bütün maharet lifini koparmadan uzun bir elyaf elde etmekte. Halen aklıma geldikçe içim sızlar.
Kadınların havuz başlarında ıslak kendirleri kucaklayıp elyafını soymaları başlı başına ızdıraptı. Pek çok kadının romatizmalı olduğunu gözlerimle görürdüm. Bu elyaflar kurutulur. Demet veya balya haline getirilir. Kuru yerde muhafaza edilirdi satışı yapılana kadar...
Kendir ekilen köylerin sokakları soyulmuş kendirlerin sapları ile kaplı idi. Hele yazın Allah korusun küçük bir kıvılcım bütün köyün yanmasına sebep olurdu. Seka alacağı miktarı tespit ve ilan eder. Taşköprü kendir kooperatiflerinde de hareketlilik başlardı. Kim ne kadar kontenjan, yani kaç kilo elyaf teslim edecek. Genellikle bu kontenjanın büyük bir kısmını hatırlı kişilerin egemen olduğu kooperatifler alırdı. Onlar da köylerden daha ucuza elyaf alıp Sekaya teslim ederlerdi.
Bu durum canımı çok sıkıyordu. Bir tedbir düşünmek lazımdı.
Sonunda bürokratik kuralları uygulayarak sonuç almaya karar verdim.
Taşköprü merkezinde, köylerinde hangi köyde ne kadar kendir ekildiğini, bu ekimden takriben ne kadar elyaf elde edildiğini tespit etmek amacıyla köylerde envanter (sayım) yapılması için yazılı olarak valilikten izin alındı. Gerekli çalışmalar yapıldı. Her köyde tahminen elde edilecek elyaf miktarı listeler halinde valiliğe bildirildi. Gene Valinin yazılı izni ile her köyde elde edilen elyaf miktarına ve Seka'nın tahsis ve ilan ettiği kontenjan miktarına oranlayarak her köyün Seka'ya teslim miktarı belirledik.
Vakti günü gelince kendir kooperatifleri yetkilileri ve ilgili çiftçilerin katılımı ile vali yardımcısının başkanlığında Taşköprü merkezde bir toplantı yapıldı.
Miktarlar açıklandı. Olacakları önceden tahmin ettiğim için Germeçli Hasan Yılmaz ve etrafındaki yiğit çiftçilere olaya tepki vermemelerini olayı kendi usulüme göre halledeceğimi sıkı sıkı tembih etmiştim.
Şimdiye kadar aslan payı alan bazı şahısları temsilen konuşan yaşlı bir vatandaş, çok sinirlenmiş olacak ki sözlerin ucunu kaçırdı:
- Ne idüğü belirsiz bir Ziraat Mühendisi ilçemize geldi. Her şeyi alt üst etti..
Anlayacağınız ağzına geleni söyledi. Herkes sükûnetle dinledi. Sonunda ben söz aldım:
- Her ne yaptım ise Valinin yazılı izin ve emirleri ile yapıldı.
Valilik yazılarını okuduk. Sonunda herkesin şaşkın bakışları arasında beni aşağılayan konuşmacıya dönerek:
- Ben sürekli arayış içinde olan bir insanım.Ziraat Fakültesinde okuduğum kitaplar yazmıyor.Hocalarımız da anlatmadı.Demek ki Taşköprüde balkonda kendir üretme usulü icat edilmiş.. Konuşmacı büyüğümüz bilgilerini esirgemesin. Balkonda kendir yetiştirme usulünü anlatsın biz de öğrenelim, dedim.
Bir kısmı bozuldu. Bir kısmı bıyık altından güldü.
(...)
SARIMSAK TÜCCARI DA OLDUM
Dünya âlem Taşköprü sarımsağını bilir. Amma yeterince değerlendirilmez.
İleri gelen çiftçiler ve Köy-Koop Kastamonu Birliği ile işbirliği yaparak sarımsak dışsatımını başlatmak istedik. Kooperatifler, dışsatım yapamıyor. Ankara'da bir firma bulundu. Kooperatifler bu firmaya mal verecekler. Firma da yurtdışına satacak. Onları buluşturduktan sonra ben işimin başına döndüm.
Bir süre sonra yol bilirler odama doluştular. Bir TIR dolusu mal göndermişler. Fakat Hollanda'da bir sürü eksiklik ya da yanlışlıklar tespit edilmiş. İkinci partide düzeltilmesini istiyorlar. Onlar da benden istiyorlar. Mecburen yıllık izne ayrıldım. Tarlada sarımsak sökülürken neler yapmak lazım. Hem iş yapıyorum hem usta işçi yetiştiriyorum. Onlar da diğer tarlalara dağılıyorlar. Kastamonu Merkezdeki ardiyelerde işçilerle beraber pörçük kestim. Fileli çuvallara doldurdum. TIR geldi.20 ton malı kendi elimle çuvalları istif ederek yerleştirdim. TIR yola çıktı. Malı teslim etmişler. Her şey normal. Bu arada bir şey daha söyleyeyim. Ben çeşitli kademelerde çalışırken birileri de fotoğraf çekiyordu.
Pek önem vermemiştim. Meğer görevliymiş. Mesaiye dönünce Kaymakamın başlattığı yazılı soruşturmadan anladım. Taşköprü ve Kastamonu'daki aklı başında insanlar devreye girdi. İş alevlenmeden çöplüğe atıldı.
(...)
AYANCIK'TA POLİS KARAKOLU...
Ne alakası var demeyin. Sabırla okumaya devam edin. Kastamonu Köy- Koop Birlik Başkanı ve Çetmi köyü Muhtarı İzzet Gültekin anlattı. Devrekâni dağlarından çıkıp Ayancıkta denize dökülen suda (***) çok iyi alabalık yetişiyormuş. İnceleyelim. Gerçekten iyi ise projelendirip alabalık yetiştirelim. Dedi. Bir iki Kişi daha yanımıza alıp adı geçen vadiye gittik. Yol tahminimizden de uzun sürdü. Akşam olmak üzere. Ayancık'a 5 km yaklaşmışız. Benzin de iyice azalmış. Ayancık'a inelim hem benzin alırız hem de bir şeyler yeriz. Geri döneriz dedik. Ayancık'ta sıradan bir lokantaya oturduk. Tam o sırada jandarma ve polis arama yapıyormuş. Muhtarın üzerinde tabanca var. Tabanca ruhsatlı fakat mermiler kaçakmış.
Haydi, polis karakoluna. Sıra bekliyoruz. Baş komiserle konuşmak için yanımda duran Kornapalı şoför Kemal birden kayboldu. Baş komiser diğerleriyle konuşurken bir taraftan da telefonlara cevap veriyordu. Her telefon konuşmasında bana doğru baktığını hissediyordum.
Bir süre sonra:
- Ziraat mühendisi Mustafa Polat siz misiniz, dedi.
- Evet, benim, dedim.
Kafasını sallayarak ve gülümseyerek:
- Hadi kardeşim, gidin. Ne siz beni gördünüz ne de ben sizi. Bütün Ayancık ayağa katlı seni soruyor.
Vedalaşıp dışarı çıktık. Kemal'in gülerek bana doğru geldiğini gördüm.
- Gene ne yaptın Kemal Usta?
- Ayancık'ta ne katar hatırlı kişi varsa dolaştım. Mermi işi resmiyete girerse daireye ait resmi arabanın izinsiz il dışına çıktığı anlaşılır. Pusuda yatanlar da başınızı ağrıtırlar, dedi.
Gülüştük. Hassasiyetine ve iyi niyetine teşekkür ederek yola çıktık.
Bütün bunları niçin yapıyordum. Bazılarının zannettiği gibi günün siyasi akımları için değildi.
Rahmetli anam ve babamın nasihati: "Ehl-i Beyt öğretisi gereği, dikleşmeden dik durarak... Daima haklının yanında haksızın da karşısında ol... diyorlardı.
Taşköprü'nün iyi niyetli sözünün eri yiğit insanları da bu hizmetimi hak ediyorlardı.
Bütün mesele bundan ibaret.
(***) Ayancık Çayı: Küre Dağları''ndan kaynaklanan çok sayıda küçük derenin birleşmesinden oluşmuştur. Uzunluğu 90 km. kadardır, ilçe merkezinden denize dökülür.
(...)
(*) Mustafa POLAT (1943), Emekli Ziraat Yüksek mühendisi. Elazığ Karakoçan doğumlu. 1976- 1978 arası bir çeşit sürgün olarak geldiği Kastamonu Taşköprü'de İlçe Tarım Müdürü olarak 2 yıl görev yaptı. Daha sonra Ankara, Aydın ve İzmir'de görev yapıp 1994'de emekli oldu.
(**) Biz de bu yüzden her anının sonuna devamını yazacak Sayın Mustafa Polat diye (...) işareti koyduk. Bekleyeceğiz. (A.Ş)
Mustafa POLAT ile İletişim İçin
mustafapolat23@gmail.com
|